Sağlık Köşesi

Psikopatolojilere Kısa Bakış

Zaman zaman insanın davranış repertuvarının bir kısmında sorunlar yaşanabilir. Bu sorunlar bireyin kendisinde ve çevresinde rahatsızlıklara yol açabilmektedir. Bireyin kendisi ve çevresi için sorun teşkil eden davranış repertuvarının bir kısmında görülen bu sorunlar klinik gözlemler ile birlikte değerlendirildiğinde tanılanmış olur. Psikopatolojiler konunun doğası gereği çok ilgi çekici olabilmekle birlikte, herhangi bir bozukluğun belirtilerini taşıyan bireylere karşı objektif kalamama ve önyargıları önleyememe gibi önemli sorunları da beraberinde getirmektedir. Buradan hareketle bu yazımızda psikopatolojilere kısaca göz atalım.

Major Depresif Bozukluk

Major depresif bozukluklarında hayatın geneline yayılmış olan işlev kaybı söz konusudur. Birey için yattığı yerden kalkmak, konuşulanlara odaklanmak, hatta kendisini ifade etmek bile zorlayıcıdır. Bu bozukluğun belirtilerine kadınlarda erkeklere kıyasla 2 kat daha rastlanılmaktadır. Riskli yas grubu ise 18-29 yaş aralığıdır. Algılanan sosyal destek, sosyoekonomik düzey, hatta mevsim geçişleri gibi dışsal faktörlerin belirleyici rol oynadığı bir bozukluktur. Yetişkinler kadar çocuklarda da rastlanılabilen bir bozukluk olduğunun altını çizmek gerekmektedir. Major Depresif Bozukluk belirtilerini; yas sürecine bağlı olmayan üzgün duygu durum, önceden zevk alınan durumlara karşı ilgisizlik, önceye kıyasla fazla ya da az uyuma, psikomotor gerileme, iştah kaybı ya da artışı, suçluluk, konsantrasyon kaybı, ölüm ve ilişkili düşünceler olarak listeleyebiliriz. Bu belirtilerden en az dördünü, en az iki hafta boyunca her gün olacak şekilde tecrübe ediyorsanız Major Depresif Bozukluk için profesyonel yardım almayı düşünebilirsiniz. Major Depresif Bozukluk tedavisinde gerçeği yansıtmayan, çarpıtılmış ve olumsuz içerikteki düşünceler sırayla ele alınıp bireye düşüncelerinin katılığı, olumsuzluk vurgusu ve çarpıklığı gerçekçi bir biçimde fark ettirilmeye çalışılır.

Kaygı Bozuklukları

Bir canlı veya nesneye yönelik kaynağı belli bir tehdit söz konusu olduğunda korku duyarız. Herhangi bir konu ile ilgili kaynağı belli olmayan tehdit algısı söz konusu olduğunda ise kaygılanırız. Gündelik hayatımızda bu iki duyguya da olumsuz etiketler atfedilse de aslında her ikisi de oldukça işlevseldir. Fizyolojimizi uyarır ve tehdit karşısında korunmamızı sağlayacak olan sempatik sinir sistemini çalıştırır. Kaygı Bozuklukları çok genel bir çatıdır ve bu çatı altında özgül fobiler, ayrılık kaygısı, sosyal kaygı bozukluğu, panik bozukluk, agorafobi, seçici mutizm ve genellenmiş kaygı bozukluğu gibi alt başlıklar mevcuttur. Genel çatı olarak ele aldığımızda toplum içerisinde kaygı bozuklukları belirtilerinin yaygınlığının ilk sırada olduğunu görmekteyiz. Kadınların tanımladıkları belirtilerin erkeklere kıyasla iki kat fazla olduğu söylenebilir. Bunun ardındaki neden ise kadınları biyolojik stres tepkilerini daha fazla tecrübe etmeleridir. Alkol kötüye kullanımı kaygı bozukluklarında sık rastlanan bir durumdur. Kaygı bozukluğunda genetik yatkınlık söz konusudur. Kaygı bozukluğu belirtileri taşıyan bireylerin GABA ve seratonin adı verilen nörotransmiter (beyin kimyasalları) düzeyleri düşük, norepinefrin düzeyleri yüksek seyretmektedir. Kaygı bozukluklarının tedavisinde model olma, çok fazla maruz kalınmış olunan tehlike uyaranını yeniden çerçeveleme üzerinden ilerlenmektedir.

Panik Bozukluk

Kaygı bozuklukları çatısı altında bulunan panik bozukluk geçmişte bir atak yaşamış ve tekrar benzer bir atak yaşama korkusu taşıma şeklinde kendini göstermektedir. Bu atak sırasında nabız, mide bulantısı, yüzün kızarması ve hızlı fikir akışı yaşanmaktadır. Ölüyor olma düşüncesi, depersonalizasyon ( kişinin kendisine sanki yukarıdan bakıyormuş gibi algılaması) ve derealizasyon (bireyin olayın geçtiği yeri sanki gerçek değilmiş, yaşanılanlar gerçek değilmiş gibi algılaması) yaşanmaktadır. Panik bozuklukta yaşanılan ataklar kimi zaman belli bir uyaran bağlı, kimi zamansa uyarandan bağımsızdır. Bu durumda atağın ne zaman yaşanacağı bilinmezliği vardır ve belli bir ipucu olmadığı için atağın her an yaşanılabileceği kaygısı bireyi ele geçirmektedir. Panik bozukluk belirtisi yaşayan bireylerin norepinefrin nörotransmiter (beyin kimyasalı) düzeyleri yüksektir. Panik bozukluk tanısı için yeni bir atak yaşama korkusunun en az 1 ay devam etmesi gerekmektedir. Bu koşulu sağlıyorsanız uzman eşliğinde psikoterapi görüşmelerine başlamayı düşünebilirsiniz.

Bipolar Bozukluklar

Bipolar Bozukluk duygu durumunda yaşanan geçişler ile kendini gösterir. Mani/Hipomani* dönemleri ile major depresif belirtilerin görüldüğü dönemler arasında geçiş yaşanmaktadır. Genel bir çatı bozukluktur ve alt türlerinin belirlenmesinde depresif durumun varlığı, şiddeti ve süresine dair belirtilerden yola çıkılır. Başlangıç dönemi 20li yaşlardır. Belirtilerin görülme sıklığında cinsiyete göre farklılık bulunmamaktadır. Bipolar Bozukluk belirtileri gösteren bireylerin beyin yapılarında işlevsel farklılıklar görülür (Anteriorcingulat cortex ve amigdalada fazla aktivasyon; dorsalateralprefrontal cortex ve hipocampusta az aktivasyon. Müdahalede kullanılan ilaçlar yorgunluk, titreme, konsantrasyon bozukluğu, kalp çarpıntısı gibi yan etkiler görülebilir. Medikal müdahalenin yanında yürütülen bilişsel psikoterapiler belirtilerin tekrarlılığını önlemede önemlidir. BİR HAFTALIK SÜRE İÇERİSİNDE BELİRTİLERDEN EN AZ ÜÇÜ TECRÜBE EDİLİR. DUYGU DURUMUNDAKİ YÜKSELİŞ AĞIR OLDUĞU İÇİN İNTİHAR GÖRÜLME OLASILIĞI YÜKSEKTİR VE DÖNEM SONUNDA HASTANE BAŞVURUSU GERÇEKLEŞEBİLİR.

*Mani/Hipomani dönemlerinde aktif ve yükselmiş duygu durum, psikomotor artış, işlevsel olmayan davranışlar, aşırı konuşkanlık ve hızlı düşünce akışı, uyku ihtiyacı duymama, yükselmiş öz saygı, konsantrasyon bozukluğu, kontrol edilemeyen riskli davranışlar gözlenmektedir.

Obsesif-Kompülsif ve İlişkili Bozukluklar

Sürekli, rahatsızlık veren ve kontrol edilemeyen düşüncelere obsesif düşünceler ismi verilir. Birey obsesif düşüncesini yok saymaya çalışır fakat bu düşünceler zihnine hücum eder. Düşüncenin mantık dışı olduğundan emin olunsa bile bu düşünce zihni meşgul etmeye devam eder. Kontrol edilemeyen bir duruma maruz kalındığında kontrol ihtiyacını yeniden elde etmek için bu bireyler bireysel uğraşlara yönelirler. Temizlik ve bulaşma, din, simetri, sayma ve dokunma kontrol edilemeyen bir durumun ardından bireylerin geliştirdikleri obsesif düşünce içeriklerine örnek olarak verilebilir. Bu çatı altında Obsesif Kompulsif Bozukluk, Beden Dismorfik Bozukluk, Biriktirme, Saç/Kaş/Tüy Koparma ve Deri Yolma/Kaşıma/Zedeleme gibi alt türler yer almaktadır. Obsesyonlar bireyin kaygısını yükseltir. Bu kaygıdan kurtulmak için kimi katı davranışlar sergilenir. Bu kompulsif davranışlar bireyin kaygısını yatıştırdığı için zaman içerisinde ritüel şekline dönüşür. Obsesif Kompulsif Bozukluk tüm yaş aralıklarında başlayabilir. Öğrenme ile geliştiği için bulaşıcı bir hastalık gibi yayılım gösterir. Kadınlarda erkeklerden daha sık belirti görülmektedir. Medikal müdahaleler, maruz bırakma-tepki önleme gibi davranışsal müdahaleler ile bilişsel davranışçı terapi gibi psikoterapötik müdahaleler yürütülmektedir.

Disosiyatif Kimlik Bozukluğu

Disosiyatif Bozukluklar genel çatısı altında bulunan Disosiyatif Kimlik Bozukluğu bu çatı altında en ağır seyreden bozukluktur. Bireylerin hayatlarının belli kesitlerinde boşluklar vardır. Her biri birbirinden farklı düşünce stili, davranış örüntüsü ve ilişkilere sahip ikiden fazla kişilik (alter) geliştirilmiştir. Ayrıca alter gelişimi şizofreni ile ilişkilendirilmemektedir. Hipnoz etkisi altında alter geliştirilebilir. Alterlerin birbirinin varlığından haberdar olmayabilir oluşu bu bozukluğun tespitini zorlaştırmaktadır. Travma Sonrası Stres Bozukluğu, Major Depresif Bozukluk ve Somatik Semptom Bozukluğu belirtileri ile birliktelik gösterebilmektedir. Başlangıç dönemi olarak çocukluk çağı işaret edilirken, bu dönemde psikolojik veya cinsel istismar gibi ciddi travmalar söz konusudur. Belirtilerin kadınlarda görülme sıklığı erkeklere kıyasla daha fazladır. Müdahalede empatik destekleyici terapi içerisinde, tüm alterlerin birbiri ile entegrasyonu hedeflenir. Bireyin stresle başa çıkma yöntemleri çeşitlendirilip güçlendirilmeye çalışılır. Müdahalelere rağmen alterlerin entegrasyonu ile tamamen iyileşme görülemeyebilmektedir.

Beslenme ve Yeme Bozuklukları

Beslenme ve Yeme Bozukluklarında bireyler sürekli olarak kilolarını takip etmektedirler. Aşırı ya da çok az yeme davranışının yanında öğünlerinden sonra ritüel halini almış telafi edici davranışlar sergileyebilmektedirler. Bireyler Obsesif Kompülsif Bozukluk ve depresif belirtiler ile birliktelik gösterebilmektedir. Bu çatı altında yer alan alt türler; ●Anorexia Nervosa (kilo almaya dair yoğun korku ve beden şekline ilişkin çarpıtılmış inançlar), ●Blumia Nervosa (2 saat içerisinde aşırı besin alımı ve ardından aşırı egzersiz, oruç, kusma laksatif alımı gibi telafi edici davranışlar), ●Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu (obeziteye evrilebilecek düzeyde aç olmamasına rağmen hızlıca ve fazla miktarda yeme), ●Pika (mineral/vitamin eksikliğinden besin değeri olmayan cam, toprak, kağıt, peçete gibi maddeleri yeme), ●Ruminasyon (sindirim gerçekleşmeden yediklerini kusma), ●Sınırlandırılmış Besin Alımı (kilo kaygısı olmadan alınan besin miktarını iyiden iyiye azaltma) olarak açıklanabilir.

Somatik Semptom ve İlişkili Bozukluklar

“Soma”nın kelime anlamı bedendir ve bu çatı altındaki bozuklukların belirtilerini taşıyan bireylerde bedenlerindeki fiziksel belirtiler ve sağlık hakkında ciddi kaygılar vardır. Yakınmaları fizyolojik ve psikolojik temeli olabilmektedir. Alt türleri; ●Somatik Semptom Bozukluğu: Sağlık/beden ve ağrı ile ilgili şikayetler, ●Hastalık Kaygısı Bozukluğu: Genel bir hastalık taşındığından kaygı duyma ve bedende gerçekleşen küçük ve önemsiz ipuçlarını bile büyütme, ●Konversif Bozukluk: Yoğun stres nedeniyle görememe, felç, kramp, koordinasyon sağlayamama gibi duyumsal ya da motor işlevlerde bozukluk yaşama olarak açıklanabilir. Somatik Semptom ve İlişkili Bozuklukların müdahalesinde Bilişsel Davranışçı Terapi ile bireylerin stres kaynaklarının ne olduğu belirlenir. Semptoma ilişkin düşünce süreçleri değiştirilerek iyi sosyal ilişkiler için hastalık belirtme dışında neler yapılabileceği üzerinde çalışılır.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Travma Sonrası Stres Bozukluğu’nda bireyin ya kendisi ya da bir başkası yaralanmış, hayatını kaybetmiş ya da bu konuyla ilgili tehdit almıştır. Kişi güvenliğini tehdit eden kaynağa bizzat maruz kalmış, böyle bir kaynağa tanıklık etmiş, tanıdığı bir başkasının tehdit kaynağı ile karşılaştığını öğrenmiş ya da tehdit kaynağının detaylarına yoğun şekilde maruz kalmış olabilir. Bu ihtimallerin ardından tehdit anını sanki yeniden yaşama, olayı hatırlatan kişilerden ve yerlerden uzak durarak kaçınma, saldırganlık-uyuyamama-kendine zarar verme gibi aşırı uyarılma ve reaksiyon gösterme davranışları, zihne gelen olumsuz düşünceler-bellek sorunları-kendisini ya da başkasını suçlama gibi duygu durumunda ve bilişsel süreçlerinde değişiklik tecrübe edebilir. Aslında bu belirtiler Akut Stres Bozukluğu ile aynıdır fakat Travma Sonrası Stres Bozukluğu tanısı için tehdit kaynağının yaşandığı günün üzerinden en az 1 ay geçmesi gerekmektedir. Travma Sonrası Stres Bozukluğu etiyolojisine bakıldığında bu bireyleri çocukluk çağında da bir travmaya maruz kaldıkları belirtilmektedir. Müdahale yöntemi olarak birey kaçındığı uyarana kontrollü ve güvenli bir ortamda maruz bırakılır. Günümüzde artırılmış gerçeklik/sanal gerçeklik teknolojileri Travma Sonrası Stres Bozukluğuna müdahalede kullanılabilmektedir.